Yaratıcı Oyuncu Aramak mı, Yaratıcı Ortam Kurmak mı?
Yaratıcı Oyuncu Aramak mı, Yaratıcı Ortam Kurmak mı?
Profesyonel
futbolda bazı cümleler neredeyse her transfer döneminde yeniden duyulur.
"Takıma
yaratıcı bir oyuncu lazım."
Bu talep o
kadar yaygındır ki çoğu zaman sorgulanmaz.
Scout
toplantılarında, teknik ekip değerlendirmelerinde ve yönetim kurulu
görüşmelerinde yaratıcı oyuncuların eksikliğinden söz edilir. Daha fazla çözüm
üreten, daha fazla adam eksilten, daha fazla fark yaratan oyuncular aranır.
Ancak aynı
masalarda çok daha önemli bir soru nadiren sorulur:
Kulübümüz
yaratıcı oyuncuların gelişebileceği bir ortam sunuyor mu?
Belki de
modern futbolda cevabını aramamız gereken asıl soru budur.
Yakın
zamanda Avrupa'nın üç farklı ülkesindeki profesyonel futbol akademilerinde
görev yapan akademi direktörleri, akademi teknik sorumluları ve scout
yöneticileriyle gerçekleştirilen kapsamlı bir araştırma, yaratıcılığa ilişkin
yaygın kabulleri sorgulayan önemli sonuçlar ortaya koydu.
Araştırmanın
temel bulgusu basit görünse de oldukça derin:
Yaratıcılık
yalnızca oyuncunun sahip olduğu bireysel bir özellik değildir.
Oyuncu,
takım arkadaşları, rakipler, antrenörler, kulüp kültürü ve içinde bulunduğu
öğrenme ortamı arasındaki etkileşimin ürünüdür.
Bu sonuç,
futbolun uzun yıllardır taşıdığı önemli bir varsayıma meydan okuyor.
Çünkü futbol
kültürü yaratıcılığı çoğunlukla bireyler üzerinden anlatmayı sever.
Maradona'nın
çalımı.
Ronaldinho'nun
doğaçlamaları.
Messi'nin
beklenmedik çözümleri.
Tarih
boyunca anlatılan hikâyelerin merkezinde çoğunlukla oyuncu vardır.
Oysa
araştırmaya katılan akademi liderleri farklı bir noktaya işaret ediyor. Onlara
göre yaratıcılık yalnızca sıra dışı bir hareket yapmak değildir.
Doğru zamanda, doğru bağlamda ve
takımın amacına hizmet edecek şekilde farklı bir çözüm üretebilmektir.
Bu ayrım son
derece önemlidir. Çünkü futbolda farklı olmak ile yaratıcı olmak aynı şey
değildir. Rakibin olmadığı bir alanda yapılan gösterişli bir hareket yaratıcı
olmayabilir.
Ancak yoğun
baskı altında, herkesin aynı kararı vermesinin beklendiği bir anda farklı ve
etkili bir çözüm üretebilmek yaratıcılıktır.
Belki de
araştırmanın başlığı bu nedenle dikkat çekicidir:
"Doğru Zamanlarda Yaratıcı
Şeyler Yapmak."
Aslında üst
düzey futbolun özü de budur. Karar kalitesi. Zamanlama. Bağlam. Uygulama.
Yaratıcılık
yalnızca ne yaptığınızla ilgili değildir. Ne zaman yaptığınızla da ilgilidir.
Araştırmanın
ortaya koyduğu ikinci önemli bulgu ise yaratıcılığın yalnızca bireysel
olmadığıdır.
Futbolda
yaratıcılık denildiğinde çoğu zaman akla çalım atan oyuncular gelir.
Oysa
araştırmaya katılan yöneticiler yaratıcı davranışın bazen iki oyuncu arasında
kurulan beklenmedik bir bağlantı, bazen üçüncü adam koşusu, bazen de rakibin
organizasyonunu bozan kolektif bir çözüm olabileceğini ifade ediyor.
Bu yaklaşım
önemli bir bakış açısı değişikliğini beraberinde getiriyor.
Yaratıcılık
artık yalnızca oyuncunun içinde bulunan bir özellik olarak değil, oyuncular
arasındaki ilişkilerden doğan bir davranış olarak görülüyor.
Bu durum
akademiler açısından kritik bir sonuç doğuruyor.
Eğer
yaratıcılık kolektif olarak ortaya çıkabiliyorsa, akademilerin görevi yalnızca
yaratıcı oyuncular bulmak olamaz. Aynı zamanda yaratıcı ilişkiler kurabilen
oyuncular yetiştirmek zorundadırlar.
Araştırmanın
dikkat çekici bulgularından biri de yaratıcılığın yalnızca hücum oyuncularına
ait olmadığı yönündeydi.
Futbol
dünyasında yaratıcılık uzun yıllar boyunca 10 numaralarla, kanat oyuncularıyla
ve bireysel hücum aksiyonlarıyla özdeşleştirildi.
Ancak modern
oyunun gerçekliği çok daha farklı.
Bir stoperin
baskıyı kıran pası.
Bir bekin
rakibi tuzağa düşüren pozisyon alışı.
Bir
kalecinin oyunu alışılmışın dışında bir taraftan başlatması.
Savunma
hattının rakibin oyun kurulumuna karşı geliştirdiği yeni bir çözüm.
Bunların
tamamı yaratıcı davranışlar olabilir. Bu nedenle yaratıcılığı yalnızca hücum
aksiyonlarına indirgemek, oyunun önemli bir bölümünü görmezden gelmek anlamına
gelir.
Burada
scoutların rolünü de doğru tanımlamak gerekir.
Günümüzün
profesyonel scout organizasyonları, yaratıcı potansiyel taşıyan oyuncuları
geçmişe kıyasla çok daha erken yaşlarda tespit edebilmektedir.
Teknik
kapasitesi geniş oyuncuları.
Beklenmedik
kararlar verebilen profilleri.
Oyun
problemlerine farklı çözümler üretebilen gençleri.
Scout
ekipleri büyük bir titizlikle araştırmakta ve kulüplere kazandırmaktadır.
Ancak
araştırmanın ortaya koyduğu önemli gerçeklerden biri şudur:
Bir
oyuncunun yaratıcı potansiyelini keşfetmek ile o potansiyeli geliştirmek aynı
şey değildir.
Scoutların
görevi doğru oyuncuyu bulmaktır.
Kulübün
görevi ise o oyuncunun gelişebileceği sistemi kurmaktır.
Doğru oyuncu
bulunabilir. Ancak doğru ortam kurulamazsa gelişim durabilir. Bazı oyuncular
risk almaktan vazgeçer. Bazıları hata yapmaktan korkmaya başlar. Bazıları ise
genç yaş kategorilerinde sergiledikleri özgünlüğü profesyonel seviyeye
yaklaştıkça kaybeder.
Sorun çoğu
zaman yeteneğin kaybolması değildir. Sorun, o yeteneğin gelişebileceği alanın
daralmasıdır.
İşte tam bu
noktada oyuncu geliştirme ile oyuncu seçme arasındaki fark ortaya çıkar. Ve bu
fark, akademi liderliğinin merkezinde yer alır.
Neden bazı
kulüpler sürekli yaratıcı oyuncular üretirken bazıları üretemiyor?
Bu sorunun
cevabını yalnızca yetenek havuzunda aramak eksik kalır.
Son yıllarda
oyuncu geliştirme ve oyuncu satış performanslarıyla öne çıkan kulüplere
baktığımızda ortak bir özellik görüyoruz.
Brighton.
Sporting CP.
Benfica.
FC
Nordsjælland.
Farklı
bütçeler. Farklı ligler. Farklı oyun modelleri. Ancak benzer sonuçlar.
Oyuncular
değişiyor. Antrenörler değişiyor. Yöneticiler değişiyor.
Buna rağmen
oyuncu üretimi devam ediyor. Çünkü bu kulüpler oyuncu geliştirmeyi bireysel
başarı hikâyelerine değil, sistemlere dayandırıyor.
Bir oyuncu
satıldığında süreç sona ermiyor. Sistem bir sonraki oyuncuyu hazırlamaya devam
ediyor. Aslında sürdürülebilir başarı ile dönemsel başarı arasındaki fark da
burada ortaya çıkıyor. Bir kulüp yaratıcı oyunculara sahip olabilir. Ancak
başka bir kulüp yaratıcı oyuncuların ortaya çıkabileceği ortamlar üretebilir. Uzun
vadede ikinci model daha değerlidir.
Araştırmaya
katılan yöneticiler yaratıcılığın gelişiminde özellikle üç unsurun belirleyici
olduğunu vurguluyor:
1. Oyuncunun hata yapabilmesi.
2. Risk alabilmesi.
3. Kendi çözümlerini arayabilmesi.
Bu üç
unsurun ortak noktası güven duygusudur. Çünkü yaratıcılık doğası gereği
belirsizlik içerir. Belirsizlik ise hata ihtimalini beraberinde getirir. Eğer
oyuncu top kaybetmekten korkuyorsa yaratıcı davranamaz. Eğer sürekli
yönlendiriliyorsa yaratıcı davranamaz. Eğer yalnızca sonucun ödüllendirildiği
bir ortamdaysa yaratıcı davranamaz.
Bu noktada
mesele antrenman metodolojisinin ötesine geçer. Mesele kulüp kültürüne dönüşür.
Araştırmada
dikkat çeken bulgulardan biri de bazı kulüplerin ve şehirlerin yaratıcılığı
daha fazla teşvik ettiğine yönelik gözlemlerdi.
Çünkü
kulüpler yalnızca oyuncu seçmez. Zaman içerisinde kendi oyuncu profillerini
üretirler. Kültürler oyuncuları şekillendirir. Oyuncular da sahada kültürün
yansımasına dönüşür.
Bu nedenle
Akademi Direktörlüğünün ve Akademi Teknik Direktörlüğünün temel sorularından
biri:
"Oyuncularımız ne kadar
yaratıcı?"
olmamalıdır.
Asıl soru
şudur:
"Oyuncularımızın
yaratıcı olabilmesi için nasıl bir ortam inşa ediyoruz?"
Çünkü
akademilerin gerçek ürünü oyuncu değildir. Akademilerin gerçek ürünü öğrenme
ortamıdır. Oyuncular o ortamın içinden çıkar. Karakter o ortamın içinden çıkar.
Karar verme becerisi o ortamın içinden çıkar. Yaratıcılık da o ortamın içinden
çıkar.
Belki de
futbol uzun yıllardır yanlış soruya cevap arıyor. Yıllardır yaratıcı oyuncuları
nasıl bulacağımızı tartışıyoruz. Oysa asıl mesele onları nasıl geliştireceğimiz
olabilir.
Çünkü
yaratıcı oyuncular değerlidir.
Ancak
yaratıcı oyuncular üretebilen kulüpler çok daha değerlidir. Ve futbolun
geleceği, yalnızca yeni yıldızlar keşfeden kulüplerin değil, yaratıcılığın
gelişebileceği ortamları inşa edebilen kulüplerin elinde olacaktır.

Yorumlar
Yorum Gönder