Neden Bazı Futbolcular Antrenmanda Yıldız, Maçta Hayalet Gibi Görünür?

 


Futbolda bazı cümleler vardır ki hangi ülkede duyarsanız duyun aynı anlamı taşır.

"Hafta boyunca antrenmanların en iyilerindendi."

Bu cümle ilk bakışta bir övgü gibi görünür. Oysa çoğu zaman bir hayal kırıklığının ardından gelir. Bir maç bitmiştir, beklentiler karşılanmamıştır. Teknik direktör basın toplantısında oyuncusunu korumaya çalışır, yardımcı antrenörler analiz toplantısında aynı konuya döner, scout raporlarında benzer notlar yer alır. Ve sonunda aynı soru ortaya çıkar:

Eğer oyuncu hafta boyunca bu kadar iyiyse, maç günü ne oluyor?

Bu soru futbolun düşündüğümüzden daha eski ve daha karmaşık problemlerinden biridir. Çünkü birkaç gün içinde bir futbolcunun tekniği kaybolmaz. Oyun bilgisi yok olmaz. Fiziksel kapasitesi dramatik şekilde değişmez. Buna rağmen bazı oyuncular antrenmanlarda göz kamaştırırken maçlarda etkisiz görünür. Bazıları ise tam tersidir; hafta içinde sıradan görünürler ama maç günü takımın en etkili oyuncusuna dönüşürler.

Yıllar boyunca bu soruya verilen cevap genellikle oyuncunun karakterinde arandı. Baskıyı kaldıramıyor, özgüveni eksik, büyük maç oyuncusu değil... Fakat son yıllarda spor psikolojisi, performans bilimi ve elit futbolun içinden gelen açıklamalar farklı bir tablo ortaya koyuyor.

Belki de problem oyuncunun içinde değil. Belki de problem, performansı nasıl tanımladığımızda.


İngiltere Milli Takımı'nın başına geçen Thomas Tuchel'in kullandığı bir ifade bu tartışmayı anlamak için iyi bir başlangıç noktası sunuyor:

"Round pegs in round holes."

Yani doğru oyuncuyu doğru role yerleştirmek.

İlk bakışta basit bir taktik tercih gibi görünse de aslında performansın temelindeki önemli bir soruya işaret ediyor. Bir oyuncunun başarılı olup olmadığını değerlendirebilmek için önce ondan ne beklendiğini bilmek gerekir.

Futbolda birçok performans problemi tam da burada başlıyor.

Teknik direktör oyuncusundan oyunu hızlandırmasını bekliyor olabilir. Oyuncu ise top kaybetmemeyi öncelik haline getirmiştir. Teknik direktör daha fazla risk isterken oyuncu güvenli tercihleri seçiyor olabilir. Teknik direktör çözüm ararken oyuncu hata yapmamaya çalışıyor olabilir. İki taraf da görevini yerine getirdiğini düşünür, ancak maç sonunda ortaya çıkan performans beklentiyi karşılamaz.

Sonuç olarak raporlara yine aynı not düşülür:

"Antrenmanda daha iyiydi."


Spor psikolojisinde uzun yıllardır araştırılan rol belirsizliği kavramı bu noktada dikkat çekici bir açıklama sunuyor. Araştırmalar, sporcuların takım içerisindeki görevlerini ve kendilerinden beklenen davranışları net olarak anlamadıkları durumlarda performanslarının ve takım içi uyumlarının olumsuz etkilenebildiğini gösteriyor.

Bu önemli bir ayrıntı.

Oyuncular pozisyonlarını bilir. Ama her zaman rollerini bilmeyebilir.

Bir merkez orta saha oyuncusunun görevi yalnızca pas yapmak değildir. Hangi pası, ne zaman ve hangi risk seviyesinde yapacağı da görevin parçasıdır. Bir kanat oyuncusunun görevi yalnızca çizgide oynamak değildir. Ne zaman iç koridora gireceği, ne zaman bire bir deneyeceği ve ne zaman oyunu sakinleştireceği de performansın içindedir.

Oyuncu hareketi biliyor olabilir. Ancak hareketin amacını tam olarak anlamıyor olabilir.

İşte antrenman ile maç arasındaki ilk kırılma noktalarından biri burada ortaya çıkar.


Bu tartışma bizi performans bilimindeki başka bir soruya götürüyor:

Antrenmanda iyi olmak tam olarak ne demektir?

Bu soru göründüğünden daha önemlidir. Çünkü performans araştırmacıları uzun süredir teknik doğruluğun tek başına yeterli olmadığını savunuyor. Keith Davids ve çalışma arkadaşlarının geliştirdiği yaklaşım, futbolcuların yalnızca beceri üretmediğini; aynı zamanda çevreden gelen bilgiyi yorumladığını, karar verdiğini ve uyum sağladığını ortaya koyuyor.

Bu nedenle:

Antrenmanda verilen doğru pas ile maçın 88. dakikasında verilen doğru pas aynı hareket değildir.

Top aynıdır.

Saha aynıdır.

Ama bilgi farklıdır.

Risk farklıdır.

Zaman baskısı farklıdır.

Sonuç farklıdır.

Bu nedenle bazı oyuncuların antrenman performansı olduğundan daha parlak görünebilir. Bazı oyuncuların gerçek değeri ise ancak maçın karmaşası içinde ortaya çıkabilir.


Üst düzey futbolda bunun sayısız örneği bulunuyor. Bir oyuncu bir teknik direktörle kariyerinin en iyi dönemini geçirebilir. Aynı oyuncu birkaç ay sonra başka bir takımda sıradan görünebilir. Kamuoyu genellikle bunu yetenek veya karakter üzerinden açıklamayı tercih eder.

Oysa çoğu zaman değişen şey oyuncu değildir.

Rol değişmiştir.

Beklenti değişmiştir.

Görev tanımı değişmiştir.

Karar verme özgürlüğü değişmiştir.

Performansın nasıl ölçüldüğü değişmiştir.

Futbol tarihi yalnızca iyi oyuncular ve kötü oyuncuların hikâyesi değildir. Aynı zamanda doğru bağlam ile yanlış bağlamın hikâyesidir.

Bir oyuncunun güçlü yönlerini ortaya çıkaran bir yapı içerisinde yıldızlaşması ile aynı oyuncunun farklı talepler içeren bir yapı içerisinde zorlanması arasında büyük fark vardır.


Arsenal teknik direktörü Mikel Arteta'nın genç oyuncular ve beklenti yönetimi üzerine yaptığı değerlendirmeler de bu tabloyu tamamlıyor. Arteta, üst düzey oyuncuların yalnızca rakiplerle değil, beklentilerle de mücadele ettiğini vurgulamıştı.

Bu önemli bir detaydır.

Çünkü performans düşüşü bazen fiziksel değildir.

Bazen teknik de değildir.

Bazen oyuncunun zihnindeki maliyet hesabı değişmiştir.

Genç bir oyuncu sahneye çıktığında özgür oynar, risk alır ve çözüm üretir. Başarı geldikçe beklentiler artar. Bir süre sonra oyuncu çözüm üretmek yerine hata yapmamayı tercih edebilir. Dışarıdan bakıldığında performans düşmüş gibi görünür. Gerçekte ise değişen şey oyuncunun yeteneği değil, karar alma davranışıdır.


Belki de bu yüzden futboldaki en tehlikeli etiketlerden biri şudur:

"Antrenman oyuncusu."

Çünkü bu ifade çoğu zaman oyuncuyu tanımlıyor gibi görünür. Oysa bazen oyuncudan çok sistemi anlatır. Rol tanımını anlatır. Beklenti yönetimini anlatır. Antrenman tasarımını anlatır. Teknik ekibin performansa nasıl baktığını anlatır.

Elbette baskı altında zorlanan oyuncular vardır. Elbette maç temposuna uyum sağlayamayan futbolcular vardır. Ancak antrenman ile maç arasındaki farkı yalnızca cesaret veya karakter üzerinden açıklamak, futbolun karmaşık doğasını gereğinden fazla basitleştirmek olur.


Yazının başındaki soruya dönelim.

Bir futbolcu gerçekten maçta mı kayboluyor?

Yoksa maç, antrenmanda görünmeyen gerçekleri görünür hale mi getiriyor?

Bu sorunun cevabı yalnızca oyuncuları değil; antrenmanları, performans analizlerini, oyuncu seçimlerini ve teknik direktör kararlarını da yeniden düşünmemizi gerektiriyor.

Çünkü bazen sorun oyuncunun yeterince iyi olmaması değildir.

Sorun, iyi performansın ne olduğuna dair herkesin farklı bir tanıma sahip olmasıdır.

Ve belki de bazı futbolcular maçta kaybolmaz.

Biz onları yanlış yerden izliyoruz.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Motivasyon Sözleri

Futbol Antrenorlugune giris UEFA C Lisans Antrenör

UEFA B Eğitim Programına nasıl daha kolay kabul edilirsiniz