Futbolda Kahraman Arayışı ve Kurtarıcı Yanılgısı

 



Futbolda Kahraman Arayışı ve Kurtarıcı Yanılgısı

Kulüpler Neden Bazı İnsanlardan Taşıyabileceklerinden Daha Fazlasını Bekler?

Futbolda yaz ayları sadece transfer dönemi değildir.

Aynı zamanda beklenti dönemidir.

Sezon biter. Puan tabloları kapanır. Ancak tartışmalar bitmez. Kongre salonlarında başkan adayları konuşur. Teknik direktör isimleri gündemi doldurur. Transfer listeleri sosyal medyada dolaşır. Taraftarlar ise henüz oynanmamış maçların hayalini kurmaya başlar.

Bu dönemde futbolun en eski alışkanlıklarından biri yeniden ortaya çıkar:

Bir sonraki sezonun hikâyesi, çoğu zaman bir kişinin etrafında yazılır.

Yeni başkan.

Yeni teknik direktör.

Yeni yıldız oyuncu.

Kulüpler geleceklerini planlamaya çalışırken, taraftarlar da umutlarını belirli isimlere bağlar.

Bu yalnızca futbola özgü bir durum değildir.

Sosyolog Max Weber'in bir asırdan fazla zaman önce tanımladığı "karizmatik otorite" kavramı, insanların özellikle belirsizlik dönemlerinde kurumlara ve süreçlere değil, belirli kişilere yönelme eğiliminde olduğunu anlatır. Liderlik araştırmacıları Ronald Heifetz ve Keith Grint ise karmaşık problemlerin olduğu ortamlarda insanların çoğu zaman çözüm üretmekten önce çözüm üretecek kişileri aradığını savunur.

Çünkü belirsizlik rahatsız edicidir.

Belirsizlik sabır ister.

Belirsizlik, hiçbir sorunun tek bir cevabı olmadığını kabul etmeyi gerektirir.

Buna karşılık bir kişiye inanmak daha kolaydır.

Bir başkanın kulübü ayağa kaldıracağına inanmak.

Bir teknik direktörün oyunu değiştireceğine inanmak.

Bir yıldız oyuncunun bütün eksikleri kapatacağına inanmak.

İnsan zihni karmaşık gerçeklerden çok net hikâyeleri sever.

Ve net hikâyelerin merkezinde çoğu zaman bir kişi vardır.

Bu yüzden futbolun her yaz yeniden ürettiği şey yalnızca transfer haberleri değildir.

Aynı zamanda yeni kahraman hikâyeleridir.

Ancak futbolun tarihi, kahraman hikâyelerinin anlattığından daha karmaşık bir gerçeğe işaret eder.

Son yıllarda futbolda sıkça duyduğumuz bir başka cümle var:

"Önemli olan sistemdir."

İlk bakışta doğru görünür.

Ama eksiktir.

Çünkü hiçbir sistem kendi kendine karar vermez.

Kendi kendine öğrenmez.

Kendi kendine liderlik etmez.

Kendi kendine gelişmez.

Sistemleri insanlar kurar.

Sistemleri insanlar yaşatır.

Bir oyun modelini oyuncular uygular.

Bir kültürü liderler korur.

Bir organizasyonu yöneticiler taşır.

Bu nedenle futbolun temel sorusu hiçbir zaman "sistem mi, insan mı?" olmamıştır.

Asıl soru şudur:

Doğru insanlar ile doğru yapılar arasında nasıl bir ilişki kurulacağı.

Çünkü başarılı kulüplerin tarihi ne kahramanların tek başına kazandığını ne de sistemlerin insanlardan bağımsız çalıştığını gösterir.

Gerçek başarı hikâyeleri ikisinin kesişim noktasında ortaya çıkar.

Bir kulübün güçlü bir başkana ihtiyacı vardır.

Güçlü bir teknik direktöre ihtiyacı vardır.

Lider oyunculara ihtiyacı vardır.

Ve bazen, gerçekten fark yaratabilecek yıldızlara da ihtiyacı vardır.

Futbol tarihi bunun örnekleriyle doludur.

Sorun onların varlığı değildir.

Sorun, bütün çözümün onların üzerine yüklenmesidir.

Çünkü futbolda görev tanımları ile beklentiler arasındaki mesafe çoğu zaman gerçekçi sınırların ötesine geçer.

Bir başkan yalnızca mali yapıyı düzeltmekle sorumlu değildir artık. Aynı zamanda sportif başarı getirmesi, kulübü bir arada tutması, doğru insanları bulması ve geleceği şekillendirmesi beklenir.

Bir teknik direktör yalnızca takımın oyununu geliştirmekle yükümlü değildir. Genç oyuncular yetiştirmesi, yıldızları yönetmesi, kulüp kültürü oluşturması ve kısa sürede sonuç alması da beklenir.

Bir yıldız oyuncudan ise performansın ötesinde bir şey istenir. Takımı taşıması, tribünlere umut vermesi, liderlik yapması ve bazen kulübün kaderini değiştirmesi beklenir.

Beklentiler büyüdükçe roller genişler.

Roller genişledikçe gerçekçilik azalır.

Ve gerçekçilik azaldığında hayal kırıklıkları kaçınılmaz hâle gelir.

Belki de futbolun en büyük yanılgılarından biri burada başlar.

Kulüpler bazen doğru insanları aramaktan çok, bütün sorunları tek başına çözebilecek insanları arar.

Oysa böyle insanlar yoktur.

Bu noktada futbol araştırmaları önemli bir uyarıda bulunur.

Spor ekonomisti Jan van Ours ve farklı araştırmacılar tarafından yapılan çalışmalar, teknik direktör değişikliklerinin bazı durumlarda kısa vadeli etkiler yaratabildiğini gösteriyor. Ancak aynı çalışmalar, performanstaki değişimin tamamının teknik direktör etkisiyle açıklanamayacağını da ortaya koyuyor.

Bu son derece önemli bir ayrıntı.

Çünkü mesele teknik direktörlerin önemsiz olması değildir.

Tam tersine.

Teknik direktörler çok önemlidir.

Ancak bir takımın performansı yalnızca saha kenarındaki bir kişiyle açıklanamayacak kadar karmaşıktır.

Kadronun kalitesi.

Oyuncu gelişimi.

Transfer politikası.

Kulüp yapısı.

Ekonomik koşullar.

Sakatlıklar.

Rakiplerin seviyesi.

Zamanlama.

Sonuçların arkasında bunların tamamı vardır.

Futbolun karmaşıklığı çoğu zaman tek bir yüzün üzerine yansıtılır.

Kazandığında kahraman yaratılır.

Kaybettiğinde suçlu aranır.

Oysa sürdürülebilir başarı hikâyeleri biraz daha sessiz yazılır.

Almanya'daki Freiburg bunun iyi bir örneğidir.

Avrupa'nın en büyük bütçelerine sahip değildir. Her sezon yıldız oyuncular transfer etmez. Buna rağmen yıllardır rekabetçi kalmayı başarır.

Çünkü başarıyı yalnızca bireylere bağlamaz.

Ama bireyleri de önemsiz görmez.

Athletic Club benzer bir ders verir.

Dünyanın en sıra dışı futbol kimliklerinden birini koruyarak, bir asırdan uzun süredir üst düzey rekabetin içinde kalmayı başarır.

Oyuncular değişir.

Teknik direktörler değişir.

Dönemler değişir.

Kimlik kalır.

Atalanta'nın yükselişi de çoğu zaman yalnızca saha kenarındaki liderlikle açıklanır.

Oysa perde arkasında yıllara yayılan oyuncu geliştirme süreçleri, organizasyonel istikrar ve tutarlı kararlar vardır.

Bu kulüplerin ortak noktası kahramanlara ihtiyaç duymamaları değildir.

Tam tersine.

Doğru insanları bulurlar.

Fakat bütün hikâyeyi onların üzerine kurmazlar.

Çünkü sürdürülebilir başarıların tarihi aynı gerçeği tekrar tekrar hatırlatır:

İnsanlar yön verebilir.

İnsanlar ilham verebilir.

İnsanlar dönüşümü başlatabilir.

Ama dönüşümü kalıcı hâle getiren şey, o insanların ayrılmasından sonra da ayakta kalabilen yapılardır.

Bugün birçok kulüp yeni bir başkan arıyor.

Birçoğu yeni bir teknik direktör arıyor.

Birçoğu yeni bir yıldız transfer etmeye çalışıyor.

Bunların hiçbiri yanlış değil.

Aslında doğru sorularla başladığında hepsi son derece değerli arayışlar.

Yanlış olan, bütün geleceği tek bir kişinin omuzlarına yüklemek.

Çünkü futbolun tarihi bize büyük insanların önemsiz olduğunu öğretmiyor.

Tam tersine.

Büyük başkanların, büyük teknik direktörlerin ve büyük oyuncuların fark yarattığını gösteriyor.

Ancak aynı tarih bize başka bir şey daha öğretiyor.

Kalıcı başarı hiçbir zaman yalnızca onların omuzlarında yükselmedi.

Başarı, doğru insanlarla onları destekleyen yapıların buluştuğu yerde ortaya çıktı.

Bu yaz kongre salonlarında yeni vaatler duyacağız.

Yeni teknik direktörler göreve başlayacak.

Yeni transferler manşetleri süsleyecek.

Taraftarlar yeniden umutlanacak.

Futbolun doğası budur.

Belki de sorun umut etmek değildir.

Belki de sorun, umudu tek bir kişiye emanet etmektir.

Çünkü bir kulübün geleceğini belirleyen şey çoğu zaman sahneye çıkan kişinin kim olduğu değil, o kişinin nasıl bir yapının içine geldiğidir.

Ve belki de bu yaz sorulması gereken asıl soru bir sonraki kahramanın kim olduğu değildir.

Asıl soru şudur:

Kulüp, değerli insanların başarılı olabileceği bir ortam kurabildi mi; daha da önemlisi, onlar gittikten sonra da ayakta kalabilecek bir yapı inşa edebildi mi?

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Motivasyon Sözleri

Futbol Antrenorlugune giris UEFA C Lisans Antrenör

UEFA B Eğitim Programına nasıl daha kolay kabul edilirsiniz