Futbolda Herkes Proje İstiyor Kimse Beklemek İstemiyor.

 


Futbolun son yıllardaki en popüler kelimelerinden biri “proje”. Başkanlar projeler açıklıyor, sportif direktörler projeler anlatıyor, teknik direktörler projeler sunuyor. Taraftarlar projeler talep ediyor. Kulüpler gelecek planlarından, sürdürülebilir başarıdan ve uzun vadeli yapılanmalardan söz ediyor.

Kulağa umut verici geliyor.

Fakat ortada gözden kaçan bir çelişki var:

Herkes uzun vadeli başarı istiyor. Ama kimse uzun vadeli sürecin maliyetini ödemek istemiyor.

Bir oyun modelinin yerleşmesi zaman ister. Bir akademinin oyuncu üretmesi zaman ister. Bir scouting ağının oluşması zaman ister. Bir kulüp kültürünün değişmesi zaman ister. Bir organizasyonun aynı dili konuşmayı öğrenmesi zaman ister.

Futbolda değerli olan hemen her şey zaman ister.

Buna rağmen modern futbolun en kıt kaynağı para değildir. Oyuncu değildir. Veri değildir.

Zamandır.

Bugün birçok kulüp proje başlatıyor. Daha azı projeyi sürdürüyor. Daha da azı projenin meyvesini görebilecek kadar bekliyor. Çünkü proje sadece umut üretmez; belirsizlik, şüphe ve baskı da üretir.

Bir transfer beklenen katkıyı vermez. Bir genç oyuncu gelişiminde duraklar. Bir takım sonuç almakta zorlanır. Bazen doğru fikirler kısa vadede yanlış sonuçlar üretir.

İşte tam bu noktada projeler değil, insanlar sınanır.

Her şey iyi giderken herkes projecidir. Asıl mesele işler kötü gittiğinde ortaya çıkar. Bir kulüp iki mağlubiyet sonrası ne yapıyor? Üç ay sonra ne yapıyor? Bir yıl sonra ne yapıyor?

Çünkü gerçek projeler başarıyla değil, şüpheyle sınanır.

Bugün Avrupa futbolunda örnek gösterilen birçok yapının ortak özelliği kusursuz kararlar vermeleri değildir. Onlar da yanlış transferler yaptı. Onlar da hatalı sezonlar yaşadı. Onlar da eleştirildi.

Farkları başka yerdeydi.

Kötü sonuçlarla kötü fikirleri birbirine karıştırmadılar.

Sabır çoğu zaman pasif bir davranış gibi anlatılır. Oysa futbolda sabır son derece aktif bir tercihtir. Her gün eleştiri duyarken aynı yolda yürümektir. Her hafta yeni bir çözüm önerisi ortaya atılırken yönünü kaybetmemektir. Her sarsıntıda yeniden başlama isteğine direnebilmektir.

Belki de modern futbolun en önemli liderlik becerisi budur:

Ne zaman değişeceğini bilmek kadar, ne zaman değişmeyeceğini bilmektir.

Ancak bu hikâye sadece futbola ait değil. Çünkü aynı çelişki hayatın her yerinde karşımıza çıkıyor.

Şirketler dönüşmek istiyor.

Okullar dönüşmek istiyor.

İnsanlar değişmek istiyor.

Herkes daha iyi sonuçlar istiyor.

Fakat modern dünyanın büyük yanılgısı burada başlıyor. Teknolojiyi hızlandırdık. İletişimi hızlandırdık. Bilgiye erişimi hızlandırdık.

Ama gelişimi hızlandıramadık. Bir çocuğun büyümesi hâlâ zaman alıyor. Bir insanın öğrenmesi hâlâ zaman alıyor. Bir oyuncunun olgunlaşması hâlâ zaman alıyor. Bir takımın kimlik kazanması hâlâ zaman alıyor.

Çünkü dönüşüm bir karar değildir.

Dönüşüm bir süreçtir.

Ve süreçler takvimle değil, zamanla çalışır.

Belki de futbolun bugün yaşadığı kriz teknik değil. Ekonomik de değil.

Zamansal.

Kulüpler uzun vadeli başarılar üretmeye çalışıyor. Ama kısa vadeli sabırla yönetiliyor.

Bugün futbolda herkes proje istiyor. Ama projeler fikir eksikliğinden değil, sabır eksikliğinden ölüyor. Çünkü bir projeyi başlatmak kolay. Zor olan onu belirsizlik döneminden geçirebilmek.

Bir projeyi açıklamak kolay. Zor olan eleştiriler altında onu koruyabilmek.

Bir projeye inanmak kolay. Zor olan sonuçlar geciktiğinde de inanmaya devam edebilmek.

Belki de bu yüzden modern futbolun en büyük liderlik sorusu hangi oyuncunun alınacağı değil.

Hangi teknik direktörün geleceği de değil.

Asıl soru şu:

Yaptığınız plana ne kadar süre sadık kalabilirsiniz?

Çünkü zaman zaman kötü sonuçlar kötü fikirlerden doğmaz.

İyi fikirlerden çok erken vazgeçmekten doğar.

Ve belki de geleceği en iyi fikre sahip olanlar kurmaz.

Geleceği, o fikre yeterince uzun süre sadık kalabilenler kurar.

 

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Motivasyon Sözleri

Futbol Antrenorlugune giris UEFA C Lisans Antrenör

UEFA B Eğitim Programına nasıl daha kolay kabul edilirsiniz