Futbolda Başarı Neden Taklit Edilmez?
FUTBOLDA BAŞARI NEDEN TAKLİT EDİLEMEZ?
2016 yılında Leicester City Premier League şampiyonu olduğunda futbol dünyası şaşkınlık içindeydi.
Bu yalnızca beklenmedik bir şampiyonluk değildi.
Aynı zamanda futbolun en eski sorularından birini yeniden gündeme getiren bir olaydı:
"Onlar bunu nasıl yaptı?"
Başarı ortaya çıktığında
herkes onu anlamaya çalışır, ancak çoğu zaman yanlış yere bakar. Kupaya bakar,
oyunculara bakar, teknik direktöre bakar, oyun modeline bakar. Oysa başarı çoğu
zaman görünen yerde değildir.
Futbol tarihinde birçok kulüp aynı oyuncuları transfer etti, aynı sistemleri
uyguladı, aynı danışmanlarla çalıştı ve benzer verileri kullandı. Buna rağmen
aynı sonuçlara ulaşamadı. Bu durum uzun yıllardır beni aynı soruya götürüyor:
Futbolda başarı gerçekten taklit edilemez mi?
Yoksa biz başarıyı yanlış şeyleri kopyalayarak mı arıyoruz?
Bu soru ilk bakışta basit görünebilir. Ancak futbol tarihi incelendiğinde,
başarının doğasına dair en önemli sorulardan birine dönüştüğü anlaşılır. Çünkü
başarılı kulüplerin yaptıklarını kopyalamak mümkündür; onları başarıya götüren
süreci kopyalamak ise çok daha zordur.
Bu nedenle futbolun en yanıltıcı sorularından biri "Başarılı kulüpler
ne yapıyor?" sorusudur. Oysa daha değerli soru şudur:
"Başarılı kulüpler bugün yaptıkları şeyleri yapabilecek hale
nasıl geldiler?"
İki soru arasındaki fark küçük görünse de başarıyı anlamak ile başarıyı
taklit etmeye çalışmak arasındaki mesafe tam da burada başlar. Çünkü futbol
yalnızca oyuncuların ve taktiklerin yarıştığı bir oyun değildir. Aynı zamanda
hafızaların, alışkanlıkların, ilişkilerin ve kurumların da yarıştığı bir
ekosistemdir.
Görüneni Kopyalamak, Görünmeyeni Kaçırmak
Futbolda başarı ortaya çıktığında ilk dikkat çeken şey sonuçtur. Şampiyonluk
kupası görünür, oyun modeli görünür, transferler görünür. Ancak başarıyı ortaya
çıkaran yıllar süren öğrenme süreci çoğu zaman görünmez.
Bir dönem dünyanın dört bir yanında Barcelona modeli konuşuldu. Pozisyon
oyunu anlatıldı, pas sayıları incelendi, altyapı sistemleri örnek gösterildi.
Ancak çok daha az kişi şu sorunun üzerinde durdu: Barcelona'yı Barcelona yapan
şey gerçekten oyun modeli miydi, yoksa onlarca yıl boyunca oluşmuş futbol
kültürü, oyuncu geliştirme anlayışı, ortak dil ve kurumsal hafıza mıydı?
Benzer şekilde bugün birçok kulüp Brighton'ın transfer başarısını anlamaya
çalışıyor. Veri kullanımı inceleniyor, scout sistemleri örnek alınıyor, karar
süreçleri analiz ediliyor. Fakat Brighton'ın başarısını yalnızca veriye
bağlamak eksik bir yorum olur. Çünkü veri bugün yüzlerce kulübün erişebildiği
bir araçtır. Brighton'ı farklı kılan şey veriye sahip olması değil; veriyi uzun
yıllar boyunca sabırla geliştirebilen ve karar süreçlerine entegre edebilen bir
organizasyon oluşturmasıdır.
Burada önemli bir ayrım ortaya çıkar. Başarılı kulüpler çoğu zaman farklı
yöntemler kullanırlar. Fakat onları birbirine bağlayan ortak nokta yöntemleri
değil, düşünme biçimleridir. Çünkü yöntemler transfer edilebilir. Düşünme
biçimleri ise ancak zaman içinde gelişir.
Başarı Bir Sonuç Değil, Bir Birikimdir
Yönetim bilimci Jim Collins'in uzun yıllara yayılan araştırmaları, kalıcı
başarıya ulaşan kurumların çoğu zaman tek bir büyük kararla değil, yıllar
boyunca verilen çok sayıda doğru kararın birikimiyle ortaya çıktığını gösterir.
Futbolda da durum farklı değildir.
Bir kulübün oyun kültürü bir sezonda oluşmaz. Bir teknik direktörün etkisi
birkaç haftada ortaya çıkmaz. Bir akademinin meyveleri birkaç ay içinde
alınmaz. Başarı çoğu zaman sabırla biriken küçük gelişmelerin uzun vadeli
sonucudur.
Ancak başarıyı taklit etmeyi zorlaştıran şey yalnızca kültür değildir.
Her organizasyonun geçmişidir.
Yönetim biliminde buna "yol bağımlılığı" denir. Bugün verilen
kararlar yalnızca bugünün şartlarıyla şekillenmez; geçmişte alınmış kararların,
yaşanmış deneyimlerin ve oluşmuş alışkanlıkların etkisini de taşır.
Bu nedenle hiçbir kulüp boş bir sayfa üzerinde çalışmaz. Liverpool bugün yalnızca bugünkü Liverpool değildir. Atalanta yalnızca bugünkü Atalanta değildir. Brighton yalnızca bugünkü Brighton değildir.
Her biri kendi geçmişinin, kendi öğrenme süreçlerinin ve kendi hatalarının
üzerine inşa edilmiştir.
İnsanlar çoğu zaman başarılı kulüplerin son halini görür. Oysa başarı,
sonucun kendisinden çok o sonuca giden yolun ürünüdür.
Ve yollar kopyalanamaz.
Çünkü hiçbir kulüp aynı geçmişi ikinci kez yaşayamaz.
Organizasyon kültürü üzerine çalışan Edgar Schein'in vurguladığı gibi,
kurumların gerçek kültürü duvarlara yazılan değerlerde değil, tekrar eden
davranış kalıplarında ortaya çıkar. Bu nedenle başarı çoğu zaman toplantılarda
anlatılan stratejilerde değil; her gün tekrar edilen alışkanlıklarda saklıdır.
Antrenman sahasında, scout toplantılarında, oyuncu seçimlerinde ve kriz
anlarında...
Bir kulübün gerçek karakteri en çok da bu tekrar eden kararların içinde
görünür.
Başarının En Yanlış Anlaşılan Tarafı
Sir Alex Ferguson'un Manchester United'da geçirdiği yıllar incelendiğinde
insanlar genellikle kupaları görür. Premier League şampiyonluklarını, Avrupa
zaferlerini ve efsane oyuncuları hatırlar. Ancak geriye dönüp bakıldığında
Ferguson'un asıl başarısının kupalardan daha derin bir yerde olduğu anlaşılır.
O, her başarı döneminden sonra takımını yeniden kurabilen ender liderlerden
biriydi.
Birçok teknik direktör başarıya ulaşır. Daha azı başarıyı sürdürebilir. Çok azı ise başarıdan sonra yeniden öğrenebilir.
Belki de başarıyı taklit etmeyi zorlaştıran en önemli nedenlerden biri
budur. Çünkü insanlar sonuçları kopyalamaya çalışır. Oysa başarılı
organizasyonlar sonuçları değil, öğrenme alışkanlıklarını üretir.
Ve burada futbolun önemli paradokslarından biri ortaya çıkar:
Başarıya ulaşmak için öğrenmek gerekir. Ancak başarıyı sürdürebilmek için
bazen öğrenilenleri unutmak da gerekir.
Birçok organizasyon yeni bilgi eksikliğinden değil, eski doğrularına aşırı
bağlılıktan dolayı zorlanır. Geçmiş başarıların gölgesi bazen geleceğin önüne
geçer. Ferguson'u farklı kılan şeylerden biri de buydu. O sadece yeni şeyler
öğrenmedi; gerektiğinde eski doğrularını da geride bırakabildi.
Kalıcı başarı, bilgi biriktirmek kadar artık işe yaramayan bilgiden
vazgeçebilmeyi de gerektirir.
Başarıyı Taşıyan Görünmez Sermaye
Futbol tarihine baktığımızda dikkat çekici bir tablo görürüz. Liverpool'un
hikâyesi farklıdır. Atalanta'nın hikâyesi farklıdır. Brighton'ın hikâyesi
farklıdır. Freiburg'un hikâyesi farklıdır.
Ancak bu kulüplerin ortak bir özelliği vardır:
Öğrenmeye devam ederler.
Başarılarını korumaya çalışırken bile kendilerini yeniden değerlendirebilir,
yeni bilgiye açık kalabilir ve kendi yöntemlerini sorgulayabilirler. Kendi
başarılarının esiri olmazlar.
Peter Senge'nin "öğrenen organizasyon" yaklaşımı tam da bu noktada
önem kazanır. Çünkü gelişen kurumlar kusursuz oldukları için değil, öğrenmeye
devam ettikleri için gelişirler.
Belki de futbolun en değerli rekabet avantajı artık bütçe değildir. Teknik
direktör de değildir. Transfer de değildir.
Belki de en değerli avantaj, öğrenme hızıdır.
Futbol sürekli değişiyor. Oyuncular değişiyor, beklentiler değişiyor,
teknoloji değişiyor, rakipler değişiyor. Değişimin bu kadar hızlı olduğu bir
dünyada ayakta kalabilen organizasyonlar, çoğu zaman en güçlü olanlar değil,
öğrenmeye devam edenler oluyor.
Sonuç
Futbolda başarıya ulaşan kulüplerin hikâyelerini incelemek son derece
değerlidir. Ancak bu hikâyeleri anlamak ile kopyalamaya çalışmak arasında
önemli bir fark vardır. Çünkü başarı bir reçete değildir; bir kulüpten diğerine
doğrudan aktarılabilecek hazır bir formül de değildir.
Başarı; zamanın, deneyimin, ilişkilerin, kararların ve öğrenmenin ortak
ürünüdür. Bu nedenle başarılı kulüplerin yaptıklarını kopyalamak mümkündür.
Fakat onları başarıya götüren yolculuğu kopyalamak çoğu zaman mümkün değildir.
Belki de futbol dünyasının en büyük yanılgısı başarıyı bir model olarak
görmesidir.
Oysa başarı bir model değil, bir yolculuktur.
Bir kulübün oyuncularını, teknik direktörünü, veri sistemini hatta oyun
modelini transfer edebilirsiniz. Ancak geçmişini, yaptığı hataları ve o
hatalardan çıkardığı dersleri transfer edemezsiniz.
Çünkü başarı çoğu zaman bugünün değil, yıllar boyunca biriken kararların
ürünüdür.
Bu nedenle futbolun en başarılı organizasyonları başkalarının cevaplarını
aramakla vakit kaybetmezler. Onlar kendi gerçekliklerini anlamaya, kendi
sorularını geliştirmeye ve kendi öğrenme yolculuklarını oluşturmaya çalışırlar.
Çünkü hiçbir kulüp başka bir kulübün geçmişiyle başarılı olamaz.
Her kulüp kendi hikâyesini yazmak zorundadır.

0 comments: